Hayat Yaşadığın Kadardır

Geçenlerde bir dostumla kahve içiyorduk.En güzel sohbetler bir kahve içimindedir.Belki de bu yüzden bir kahvenin kırk yıl hatırı kalır.Kahve samimiyettir. Dostum kahvesinden keyifle bir yudum alıp - Düşünüyorum da ne kadar uzun yaşamışım ben dedi.Kocaman açılmış gözlerime,şaşkın bakışlarıma bakıp, gülümseyerek sözlerine devam etti. Evet şaşırdın yaşlı sayılmam,üstelik çok yaşlı olan insanlar bile uzun yaşadım demez.Tevazu ile başın fincanına eğip devam etti..Öyle uzun ki İstanbul,Küçükçekmece’de başlayan bir hayat,çocukluk,gençliğim,annem, hastalığı,ölümü, evdekilere benim bakmak zorunda kalışım,,evlenmem,derken Ankara,çocuklar,çocukların büyümesi ,Antalya bir çok ev,değişik değişik mekanlar, hastalık,sağlık,iyilik,güzellik,düğünler,ölümler.. .Ohooo neler neler sığdırmışım bu zamana..Dostumun daha yaşlı denmeyecek haline bakarak kahvemden kocaman bir yudum alıp,gülümsedim.Haklısın,öyle bakınca uzun bir yaşam gibi görünüyor dedim. Sonra düşündüm. Kişi,kaç seneden sonra kendini yaşlı hisseder acaba? Yaşadığı hayatlar mı? yaşadığı hezimetler mi? konuştuğu halde duyulmayan sözcükleri mi yoruyor insanı? Diğer tarafta da kısacık yaşamına bir ömür sığdıranlar,uzun yaşayanlardan çok daha fazla iz bırakanlar, kısacık yaşamlarına rağmen adını insanlık tarihine yazdıranlar,uzun yaşayanlardan daha fazla hayat yaşayanlar da var. Demek ki Yaşar Kemal’in dediği gibi “insan şu dünyada gövdesi kadar değil,yüreği kadar yer kaplıyor" Sonuçta ne kadar uzun yaşadığın değil,insan için,dünya için ne yaptığın ,nasıl bir iz bıraktığın önemli.Yani attan,ottan bir farkı olmalı insanın.İnsanca yaşamalı ve insanca geçip gitmeli bu dünyadan. Her yıldız sonsuzluğa kayar gider bir gün.Önemli olan karanlığı ışığınla aydınlatmaktır.Kısa yada uzun yaşamında ışığıyla dünyamızı aydınlatanlara selam olsun.

Hayat Yaşadığın Kadardır