Sakitane

n son samimiyetsizlikler giriyor devreye tabi ki. Hep derim. Dedim. Ve hep haklı çıktım. İnsanların davranışları arkasındaki nedenler üzerine kafa yormak, onları gözlemleyip aslında ne kadar çirkin ya da güzel bir ruha sahip oldukları konusunda bir sonuca varmak en büyük hobimdir. Hiç, ama hiç yanılmadım. Siz bakmayın ilk paragrafta yazdıklarıma. Onlar hep kendi isteğimle oldu. Ben göz yumdum da oldu. Yoksa var ya, üfff, kimse incitemez beni :D Öyle güçlüyümdür yani. :D

Sakitane

Nasıl ve nerden başlasam acaba. Öyle esin perileri uğruyor, zihnimdeki kelimeleri bir araya getirip gidiyorlar. Ben yapmıyorum, onların işi bu. Benim yaptığım sadece iç dökmek.

İkili ilişkileriniz nasıl? Benim genelde iyidir. Her ne kadar çok fazla diyaloga girmek istemesem de girdiğimde hakkını veririm. İnsanlara da güvenirim mesela. Zor ama haddinden fazla. Şu ana kadar yanıltan az çıksa da genel olarak hep pişman olmuşumdur. Evet, yanıltanların hakkını elbette yemiyorum ama maalesef pişmanlıklar azımsanmayacak derecede fazla. Elbette insanın doğasında var bu. Çok fazla tecrübe etmeme rağmen herkesi kendim gibi bilmek en büyük problemim sanırım. Evet, dokunabildiğim herkese en içten samimiyetimle uzatırken ellerimi, bana uzatılan ellerin kirli olduğunu hiç hesap etmedim bugüne kadar. Beni de kirleteceğini düşünmedim.

Sonra susmak var. Susmak, sessiz bir tepki ya da davranış şekli. Adı her ne ise artık. Zamanında sesi duyulanlar artık o sesleri çıkaramıyorlar mesela. Susuyorlar, susmak zorunda kalıyorlar. Ben de öyleyim bazen. Bir nokta var. Hayır hayır bir bahçe var. Bazen mükerrer, hani şurayı sen ek burayı ben dediğiniz. İnsan zamanla kendi yerinde ekilenleri görünce yavaş yavaş çıkıyor bahçeden. Sonrası sessizlik. Ekilenler kelimeler ise zaten başka türlüsü beklenemez. Ektiğiniz kelimeleri başkası biçiyor ise ne söylenebilir ki?

Hepsini anlattım da Sezen Aksu geldi aklıma şimdi. Tükeneceğiz diyordu. Aslında tükenmekten bahsedecektim de öyle doldu zihnime sözleri. Ha öyle tümüyle de değil. ‘’Etrafımızı sarıverecek bir boşluk ki asla bitmeyecek, Her şey bir anda anlamsız gelecek işte biz o gun tükeneceğiz’’ Tam olarak burası. Evet, tükenmek tam olarak böyle bir şey. Kesinlikle sözlük anlamı olmalı. Mecalsizlik, takatsizlik. Sonuç: Tükenmek. Eskiden anlamlar yüklediğiniz her şey bir süre sonra boş gelecek. Zaten anlamları da siz yüklemişsiniz. Biter mi? Bitmedi tabi. Patron çıldırdı :D Kaybolup gideceksiniz.

En son samimiyetsizlikler giriyor devreye tabi ki. Hep derim. Dedim. Ve hep haklı çıktım. İnsanların davranışları arkasındaki nedenler üzerine kafa yormak, onları gözlemleyip aslında ne kadar çirkin ya da güzel bir ruha sahip oldukları konusunda bir sonuca varmak en büyük hobimdir. Hiç, ama hiç yanılmadım. Siz bakmayın ilk paragrafta yazdıklarıma. Onlar hep kendi isteğimle oldu. Ben göz yumdum da oldu. Yoksa var ya, üfff, kimse incitemez beni :D Öyle güçlüyümdür yani. :D

Velhasıl, anlarım. Ben anlarım. O davranışların arkasındaki nedenleri anlarım. Görürüm. Kimsenin görmediklerini görür, duymadıklarını görürüm. Hala devam ediyorsam şans verdiğim içindir. Hala susuyorsam istediğimdendir. Ama bir gün. Susmak bile yetersiz kalır. O zaman dizlerime güvenirim. Onlar ayakta tutar beni. Ayaklarım her zamankinden daha çok uzun adımlar atmaya başlar. Tüm bunlar için Ahmet Ümit çok güzel bir cümle sarf etmiş. Bunlar için söylememiştir elbet ama bana çok uygun geldi. En azından ifade edemediğim bir çok şey için.
‘’İnsan her şeye alışır diyorlar ya, öyle değil aslında. Başka çaren olmadığı için katlanıyorsun ama alışmıyorsun.’’