Kökler

Okuduğum kitapta ağaç kökleri ile ilgili bir kısım vardı. Okuduktan sonra sayfaya dalıp gitmişim..Düşünceler hücum etmeye başladılar zihnime. Öylece bakakalmışım sayfaya. İşte o düşünceleri aktarmaya çalışacağım aşağıda.

Kökler

Okuduğum kitapta ağaç kökleri ile ilgili bir kısım vardı. Okuduktan sonra sayfaya dalıp gitmişim..Düşünceler hücum etmeye başladılar zihnime. Öylece bakakalmışım sayfaya. İşte o düşünceleri aktarmaya çalışacağım aşağıda.

Köklerden bahsediyordu. Ağaçların köklerinden, rüzgarlara karşı ayakta durabilmek için köklerini nasıl yönlendirdiğinden. O an hep bildiğimiz ama unuttuğumuz birşey geldi aklıma. O bir canlı. Evet, ağaç bir canlı. Bu dünyayı paylaştığımız ve bu dünyada yaşamaya hakkı olan bir canlı. İnsan formunda değil, kendine ait bir formu var ve bir birey. Bahsedeceğim bitkilerin hakları değil. Bu bahsedilmeye değer bir konu ve uzun uzun yazabileceğim bir konu ama şimdi değil. Bambaşka bir konudan bahsetmekm istiyorum. Üzerime yine bir melankolik hal çöktü, kara kaplı defterim evde olunca bekleyemedim, yazayım dedim. Kökler demiştim. O sayfaları okurken kendime baktım biraz, ayaklarım, bacaklarım, kollarım var. Bir ağaç olmak zorunda değilim dedim kendi kendime. Rüzgara karşı ayakta ve dimdik durmak zorunda olan, bunu başarabilmek için daha sağlam kökler salmak zorunda kalan bir ağaç değilim. Rüzgar sert vuruyorsa eğer, ayaklarımı kullanabilirim. Gidebilir, rüzgardan uzağa kaçabilirim. Ama bu adı üstünde kaçmak olur. Peki kaçmalı mıyım? Bir ağaç olamaz mıyım? Direnmek, karşı durmak ve inadına rüzgara karşı yürüyemez miyim? Bunu düşündüm, hatta yarım saat geçmişti düşündüğümü bıraktığımda. Kendimi nedense Küçük Prens’in yerine koymuştum o kısa düşüncelerde. Onun bedeninde bir hayaldi kurduğum. Çiçek yoktu ama uzay vardı, gezegenler vardı. Gitmek, kaybolmak istedim bir an ama kalıp ağaç olmak, savaşmak istiyordum. Yengeç burcu olduğumdan sanırım, böyle saçma hayallere dalıyorum bazen. Kimsenin dikkat etmediği birşey saatlerce hayal aleminde tutabiliyor zihnimi, zihnim de bedenimi. Sanırım ağaç olmak değil ama korktuğum. Bizim memlekette ürün vermeyen ağacı zedelerler, kıyısından köşesinden keserler, çizikler atarlar. Gel gör ki işe yarar, seneye ağaç meyve verir. Ben o çiziklerden korkuyorum sanırım. Verebileceğim hiç birşey yok kimseye. Bunun için daha çok korkuyorum sanırım. Çünkü bizim memlekette çiziklere rağmen meyve vermeyen ağacın arkasından konuşurlar. Keşke yerine başka ağaç dikseydim derler. Ben keşke olmaktan korkuyorum sanırım. Ağaç olmak bahane. Rüzgara karşı durmak işin tiyatrosu.

Bu son paragrafa geçtiğimde öyle bir derin nefes alıp verdim ki, yanımda çalışan mesai arkadaşım ne iç çektin be dedi. Büyük ihtimalle yukarıda yazdıklarım size anlamsız gelecek. Ama ben o kadar rahatladım ki. O derin nefeste bir ağaç kadar oksijen çekmiş olabilirim ciğerlerime. Ben amacıma ulaştım, yazma sebebim gerçekleşti. Gerisi pek mühim değil sanırım...